18 Ocak 2018 Perşembe Saat 07:49
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
3.Aşık Veysel Anma Etkinliği
25 Mart 2013 Pazartesi Saat 03:43
Aşık Veysel'i Ölümünün 40.Yılında Datça'da Andık. Ölümünün 40.yılında “Aşık Veysel anma etkinliği” 23.03.2013 Cumartesi günü saat 19.30 da Datça Belediyesi Bülent Ecevit Kültür Merke

Aşık Veysel'i Ölümünün 40.Yılında Datça'da Andık.

Hacı Bektaş-i Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Datça Şubesi ve Datça Belediye Başkanlığı’nın ortaklaşa düzenledikleri Türk şiirinin üstat ismi Aşık Veysel’in ölümünün 40.yılında “Aşık Veysel anma etkinliği” 23.03.2013 Cumartesi günü saat 19.30 da Datça Belediyesi Bülent Ecevit Kültür Merkezinde yapıldı.

Araştırmacı Yazar Ali Aksüt, Program Müzikali: Ali Ekber Taşdelen, Ali Ekber Bayar ve öğrencileri'nin katıldıkları ve Datçalıların büyük ilgi gösterdiği gecenin sunumunu Datça Eğitim Sen yöneticilerinden Aynur Mete Özer yaptı. Ali Aksüt’ten önce, günün anlamına uygun olarak sırasıyla; Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Datça Şubesi Başkanı Mustafa Katıkçı, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Murat Yıldırım, Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkez Yöneticilerinden Yusuf Coşkun, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkez Yöneticisi Vedat Kara, Datça Belediye Başkanı adına Belediye Başkan Yardımcısı Sami Bircan kısa konuşmalar yaptılar.


3. ÂŞIK VEYSEL’İ ANMA ETKİNLİĞİ

Muğla Datça Belediyesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Datça şubeleri birlikte, Bülent Ecevit Kültür Merkezinde, 23 Mart 2013 günü Saat 19.30 da, Aşık Veysel’i anma etkinliği düzenlediler.

Datçalıların büyük ilgi gösterdiği gecenin sunumunu Datça Eğitim Sen yöneticilerinden Aynur Mete Özer yaptı.

Çağımıza damga vuran Aşık Veysel’i kitlelere anlatmak üzere Araştırmacı Yazar Ali Aksüt davet edildi.

Ali Aksüt’ten önce, günün anlamına uygun olarak sırasıyla;  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Datça Şubesi Başkanı Mustafa Katıkçı,  Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Murat Yıldırım, Pir Sultan Abdal Dernekleri Genel Merkez Yöneticilerinden Yusuf Coşkun, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkez Yöneticisi Vedat Kara, Datça Belediye Başkanı adına Belediye Başkan Yardımcısı Sami Bircan kısa konuşmalar yaptılar.

Bu ön konuşmacılar kürsüye gelirken, Aynur Mete Özer Aşık Veysel’in değişik Şiirler ile konukları karşıladı.

Son olarak kürsüye çağırılan Araştırmacı Yazar Ali Aksüt Aşık Veysel’i tüm yönleri ile salonu dolduran konuklara anlattı. Aşık Veysel’den önce onun kişisel ve ruhsal gelişmesinin temellerini, onun içinde yaşadığı coğrafyayı, kişisel duruşunu, hümanizmasını, sanat anlayışını, doğaya, insana, değişik ırk ve inançlara bakışını omun kendi dilinden anlattı. Aşık Veysel’in yaşadıklarından derlenen bilgileri kitlelere sundu. Alabildiğine ilgi ile dinlenen söyleşinin ardından Aşık Veysel’in duygularının ürünü deyiş ve nefeslerine sıra geldi.

Sahneye çağrılan Ali Ekber Taşdelen Dede Aşık Veysel’in birkaç eserini dillendirdi. Bundan sonra sahneye Ali Ekber Bayer ve bugüne özel olarak hazırladığı çoğu yöre gençlerinden oluşan müzik ekibi ile geldi. Ali Ekber Bayer’in yaşı küçük ozanları ellerinde bağlamaları ile sahnede yerlerini aldılar. Ozan İrfan Bayar, Mustafa Ata Türkcan, Hale Uyar, bilgin Taşkıran, ney’de İmran Çimen, Ritim Saz’da Mehmet yüksel ve Ali Ekber Bayar kendileri birer Veysel olup, gecenin konuklarını mutlu ettiler.

Salonu merdivenlere kadar dolduran ve hiç ses çıkarmadan dinleyen konuklar arasında; Datça CHP İlçe Başkanı Timur Kabaklarlı, CHP Belediye Meclis Üyesi İsmail Sönmez ile Ortaca Pir Sultan Abdal Kültür Dernek Şube Başkanı ve Yöneticileri ve daha birçok demokratik sivil örgüt temsilcileri katıldılar.

Tüm Datçalıları gerek bilgi gerekse Aşık Veysel’in içi bilgelik dolu türküleri ile mutlu eden katılımcılara Datça Belediye Başkanı adına Başkan Yardımcısı Sami Bircan tarafından  teşekkür sertifikaları verildi.

Günün panelisti Ali Aksüt ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkez Yöneticisi Vedat Kara ve bu etkinlikte görev alanlara plaket verildi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi yöneticilerini toplu bir resim çekildikten sonra Ali Aksüt ‘’ Başarının yolunun bilgiden geçtiğini, bilgiyi rehber edinmemiz gerektiğini söyleyerek anma gününü bitirdi.


Hacı Bektaş-i Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şube Başkanı Murat Yıldırım’ın Konuşması

Söyler Veysel sözlerinden vazgeçmez
Bulanık çeşmeden kimse su içmez
Ganadı olmasa kuşlar da uçmaz
Hepimiz bu yurdun evlatlarıyız 

Diyen değerli halk ozanımız Aşık Veysel Şatıroğlunu anmak için toplandığımız bu güzel meclisimizde elbette onun dizeleriyle söze başlamak istedim.

Âşıklık geleneğinin unutulmaya yüz tuttuğu bir zamanda ortaya çıkan ve Türk Halk şiirinin önde gelen simalarından olarak kendini kabul ettiren Aşık Veysel 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak yokluk ve yoksulluğun ortasına dünyaya gelmiştir. Veysel Anadolu insanının bu günde yaşadığı pek çok sorunu çocukluğunda yaşamasının yanı sıra 7 yaşında o günlerde çok ciddi bir salgın olan çiçek hastalığına yakalanmıştır. Ve bu hastalıkla sol gözünü kaybetmiş, talihsizliği bununla da bitmemiş sağım sırasında annesini beklerken nispeten görebildiği sağ gözünü de ineğin tepmesi sonucu kaybetmiştir.

Değerli misafirler pek çoğunuzun bu büyük ozanımızın hayat hikayesini bildiğini biliyorum ancak kendisini anarken;

Göz ile görülmez duyulan sesler
Nerden uyanıyor bizdeki hisler
Şekilsiz gölgesiz canlar nefesler
Duyulan ne duyuran ne duygu ne… diye soran  bu duygu insanının yaşamını özetlemek isterim.

Babası, geçirdiği zor günlerde içine kapanan Veysel’i düştüğü boşluktan kurtarmak için ona bir bağlama alır. Kendisi de şiire meraklı, tekkeyle içli dışlı biri olan baba Karaca Ahmet, küçük oğluna Pir Sultandan, Yunus Emre’ye şiirler ezberletir. İlk bağlama derslerini köylüsü Molla Hüseyin’den daha sonrada baba dostu Çamşıh’lı Ali ağadan alır.

25 yaşında ilk evliliğini yapan Veyselin bu evlilikten olan çocukları ölür. Anne babasının vefatından sonra , eşi de kendini terk eder. 1921 yılında Gülizar hanımla ikinci evliliğini yapan Aşık veyselin bu evlilikten 2si erkek altı çocuğu oldu.

1931 yılında o zamanlar Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni olan Ahmet Kutsi Tecer ve arkadaşları “Halk Şairlerini Koruma Derneği”ni kurdular. Ve 5 Aralık 1931 tarihinde de üç gün süren Halk Şairleri Bayramı’nı düzenlediler. İşte bu Veysel’in hayatını değiştiren olayların ilkiydi. Zira 1933’e Cumhuriyet’in 10. yıldönümünde Ahmet Kutsi Tecer’in direktifleriyle bütün halk ozanları Cumhuriyet ve Mustafa Kemal Atatürk üzerine şiirler yazdılar. Bunlar arasında Veysel de vardı. Veysel’in gün ışığına çıkan ilk şiiri böylece “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası”... Dizesiyle başlayan şiir oldu. Destanı Atatürk’e getirmek hevesiyle geldiği Ankara da ne yazıkki şiirini Ata’ya okuyamadı. Ancak, Hakimiyet-i Milliye (Ulus) de destan üç gün boyunca yayınlandı.

Köy Enstitüleri’nin kurulmasıyla birlikte, Ahmet Kutsi Tecer’in katkılarıyla, sırasıyla Arifiye, Hasanoğlan, Çifteler, Kastamonu, Yıldızeli ve Akpınar Köy Enstitüleri’nde saz öğretmenliği yaptı. Öğretmenlik yaptığı bu okullarda Türkiye’nin kültür yaşamına damgasını vurmuş birçok aydın sanatçıyla tanışma olanağı bulduğu gibi hasret şiirlerinin birikimi de bu yıllardadır.

Şiirlerinde birlik ve bütünlük mesajları veren, bilim ve teknolojiyi önemseyip benimseyen Veysel özünde ve sözünde samimidir. Karanlık dünyasında aydınlıklar çıkarırken sevecendir.

Beni hor görme kardeşim
Sen altınsın ben tunç muyum
Aynı vardan var olmuşuz
Sen gümüşsün ben saç mıyım, dizeleri herkesin eşit olduğuna dair en güzel söylemlerden biri değil midir? Şüphesiz öyledir ve Aşık Veysel bu coğrafyanın yetiştirdiği en değerli ozanlarındandır. Ve pek çok sanatçıdan farklı olarak henüz hayatayken yarım yüzyıldır sanatına gönül vermişliği karşılıksız bırakılmamış 1965 yılında TBMM de çıkarılan özel bir kanunla Aşık Veysel’e  “Anadilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden” ötürü 500 lira aylık bağlanmıştır.

Sivas’ın bir köyünde yoksulluk ve hastalıklarla başlayan hayatı yine doğduğu köyde Sivrialan da bu gün de Müze olan evinde; 73 yılının 21 Mart gecesi 3.30 da ardında nice eser bırakarak sona ermiştir. Ve böylece kavuşmuştur sadık yârine…

Teşekkürler…




Araştırmacı Yazar Ali Aksüt’ün Konuşması


  DATÇA’DA VEYSEL’İ ANMAK CAN YÜCEL’E YANMAK  ( Ali AKSÜT)


İnsanoğlunu Dünya uygarlık tarihinin derinliklerine götüren az sayıdaki toprak parçasından birisi Anadolu’dur. Tamamen birbirinden farklı uygarlıklar bu topraklarda yaşamış, birbirinden farklı kavimler çok değişik nedenlerle Anadolu’ya gelmiş, akla hayale gelmedik bir etnik, kültürel, inançsal kaynaşma yaşanmıştır. Anadolu’nun bereketli ve güzel doğası bu birbirinden farklı zamanda ortaya çıkan değişik kavimleri beslemiş, bağrında yaşatmıştır.

   Bir toprak üç kıtanın birleştiği yerde, üç tarafı denizlerle çevrili, değişik iklimlerin etkisi altında olur da, o ülke insanları hoşgörünün büyüklüğünü, savaşların acısını yaşamaz mı? Yaşamış da…  Anadolu değişik düşünceye, savaşa değil savaşlara doymuş bir topraktır. Ondan olacak ki, doğan çocukların birçoğunun adı Arif, Bilge, Sevgi ya da Barış’tır.

 Sayısız düşün adamı yetiştirmiş, mitolojisi en zengin topraklardandır Anadolu… Halkı ondan, paylaşımcı, ondan sevgi dolu, ondan kalender, ondan bilgedir.

 Birçok bilim adamının müşterek fikrine göre Anadolu, Mezopotamya ve Mısır uygarlıkların temelinin atıldığı topraklardır. Bu topraklara ‘’ Verimli Hilal ‘’ denilir. Günümüzde Latinceye çevrilen tanrı adlarının Grekçe değil bir Anadolu uygarlığı olan Luvi halkının dilinden olduğu anlaşılmıştır.

  Ana Tanrıça dini bu topraklarda doğmuştur. Ana Tanrıça on binlerce yıl insanları koruyup kollamış, Toprak Ana olup onları besleyip çoğaltmış, kadınları yüceltmiştir.  Eski ve kadim medeniyetlerin beşiği olan dünyanın en güzel ülkesi Anadolu’dan bir güzel köşe Akdeniz kıyısında, en batıdaki kent Muğla’dır. Muğla çevresinin antik çağlardaki adı Karia’dır. Karia toprakları o günden bu güne beleyip, besleyip büyüttüğü,  sayısız topluluğu bağrına gömmüş, bu gün bizlere analık etmektedir.

 Muğla’nın antik çağlardan günümüze sayısız tarihi değeri bağrında taşıyan ilçelerinden birisi eski adı Knidos olan Datça’dır. Üç bin yıl kadar önce Dorlar’ın kurduğu bu koloni  kentte günümüzde, Anadolu’nun dört bir yanından değişik zamanlarda yöreye  gelmiş, değişik etnik ve inanç gurubundan insanlar yaşamaktadır. Osmanlı döneminde bu yerleşim yerinin adı Alaki  idi. Osmanlının son dönemlerinde Reşadiye adıyla Marmaris’e bağlı bir nahiye olan  günümüz Datça’sı, tarım ve turizm potansiyeli ile ayakta durmaktadır.

  Muğla’nın güzel ilçelerinden birisi Datça’dır. Datça’nın içinde yer aldığı yarımadada bulunan yerleşimlerin tümü başlı başına birer sit alanıdır. Talanın, plansız yapılaşmanın,  önüne geçilmesi gerek. Duyarlı, sevgi dolu, bilinçli yöre insanı el ele verip, tarih, zeytin, incir, badem kokan bu kutsal toprağı korumaları gerek. Bu güzel yarımadaya kimlik veren yer ise, Spartalıların kurduğu, iki limanlı Knidos^tur. O eski zamanların görkemli kenti Knidos’ta yaşayanlar Kos, Halikarnasos, Rodos, Symi gibi komşu ada halkları ile akraba idiler.

 Selçuklular döneminde yöreye gelmeye başlayan Türkmenler, yörede yerleşik olan Rumlarla ortak bir ekonomik-toplumsal yaşam geliştirdiler. Etrafları ile yöreye gelen Türkmen Babaları yerli halkları olduğu kadar, buralardaki uç beylerini de etki alanları içine aldılar. Türkmen babaları gizemli Batıni Alevi-Bektaşi inancını yöre insanı ile buluşturdular. Datça Hızırşah köyündeki Hızırşah Camii diye bilinen eski mescit ya da tekke bu anlayışın ürünüdür. Menteşe Beyi Sultan Mesut’un yanında bir Türkmen Babası var idi.  Türkmen Babalarının uçlardaki başarılarını İslami bir yere çekmek için daha sonra Mevleviler devreye sokuldu. Anadolu esnaf ve sanatkarının örgütü Ahilik de Menteşe coğrafyasında kendine zemin bulmuştu. Yerli halkın mübadele ile sayıca azalmasından sonra yörede nefes alanlar, yerli ahalinin dışında yakın zamana kadar konar-göçer yaşam tarzında ısrar eden Yörükler, Tahtacılar ve adalardan gelenlerdir. Yöre insanının inanç serüveni çok tanrılı dinlerden başlayarak Musevilik, İsevilik ve İslamiyet’e kadar değişik kalıplar almıştır. Doğa tapımından kalan ‘’Ağaç Ereni’’ halk yığınlarınca yörede yaşatılmaktadır. Anadolu Alevi-Bektaşi inancının da yöre insanı üzerinde izleri vardır.

 Yörede yakın zamana kadar giyilen renkli Türkmen giysileri, bürümcükler, şalvarlar yerini modern giysilere bırakmış, müzelere, etnoğrafik galerilere sığınmıştır. Ama söz konusu müzik olunca aynı topluluk üyeleri yörede zengin ve özgün bir müzik ve oyun kültürü yaşatmaktadırlar. Tezenesiz bağlama kültüründen kalan izleri yaşatma gayretinde olanları Halk Eğitim Merkezleri yeniden keşfederlerse bir kültürel miras yok olmayacaktır. Bu konuda yörede kurulmuş olan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Pir Sultan Abdal Derneği gibi Alevi kuruluşlarına da büyük görev düşmektedir. Yöre kültürüne duyarlılık duyan, bilinci ve sorumluluk duygusu yüksek yerel yöneticiler ile Alevi kuruluşları birlikte yöre kültürüne kalıcı hizmet sunabilirler. Yörenin ağır ve kıvrak zeybekleri, yöre aşıklarının demeleri,

‘’ Yayla Yollarında galdım yalınız, Bir Tepeden Bir Tepeye Ün Olur, Ferayi, Şu Köyceğiz Yolları ‘’gibi türküler ile  ‘’Yüce Dağ Başında bir koyun meler sözleri ile başlayan semah, Abdal Oyunu, Çifte Zeybek, Muğla Zeybeği, Satı Zeybeği’’ bir kültür değeri olarak yöre gençliğine öğretilirse, yozlaşma gecikir.

 Datça Belediyesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Datça Şubelerinin ortak çabası ile gelenekselleşen Aşık Veysel Anma Etkinliğinin üçüncüsünün panelisti olarak Datça’ya gittim, üç gün konukları oldum.

    Datça Eski kadim Anadolu kültürünün olgun ve mayası temiz insan tipinin yaşam sürdürdüğü bir yerleşim yeri. Dünyanın en güzel ülkesi olan yurdumuzdaki tüm yozlaştırma ve kültürel, inançsal çarpıtmalara inat Datça’nın yerli halkı, Alevi’si, Sünni’si, Tahtacı’sı Yörüğü, Zeybeği, Anadolu’nun dört bir yanından gelen insanlarıyla, özünde barış ve sevgi olan her değeri paylaşma çabasındalar.

 Aşık Veysel anma Etkinliğinde de bu çabanın canlı tanığı oldum. Alevi kuruluşlarının ve Datça Belediyesinin girişimini yerli gençler, Yörük çocukları, birkaç Alevi inançlı genç ile birlikte etkinliği destekleyip, mutlu sonlandırdılar. Aklıma daha önce gidip konuşma yaptığım Hızırşah etkinliği geldi. Anadolu’da yaşayan Aleviler nüfus cüzdanlarında yazdığı gibi T.C. vatandaşı olmanın tüm sorumluluklarını yerine getiriyorlar. Amma kendi algıladıkları gibi inanmak onlara çok görülüyor. Birileri çıkıp onlara, ancak bizim gibi inanır iseniz size insan gözüyle bakarız, der gibi davranıyor.  Maalesef, demokratikleşme konusunda olumlu hiçbir şeyi yaşamıyoruz. Bir ülke kendisine sorumluluk duyanları ötekileştirerek batar. Alevi kurumlarının yönetiminde olanların tek isteği, Datça’da bir cem evine kavuşmaktır.  Bunun için girişimlere de başlamışlar. Onlar, Türkiye’deki binlerce Cem evinin içinde bu güzel kıyı kentinde de bir Cem evleri olsun istiyorlar. Onlar, oraya önce gönül sonra beden abdesti alarak gidip ‘’  Ya Allah,  ya Muhammet, ya Ali ‘’ demek, bu toprağının aşıklarının deyişleri ile olgunlaşmak, coşku ile semah dönüp Hakk ile buluşmak, temiz kalmak istiyorlar. Bir mekanları olmadığından geçmişlerindeki o sıcak ve kopmaz bağ ile Hızırşah Tekkesinde yılda bir buluşup, manevi aleme yolculuk yapıyorlar.

  Yüzlerce yıl önce günümüzün antik kenti Knidos’ta halk, Kent Tanrıçası Afrodit adına dinsel törenler düzenliyordu. Oysa 21 yüzyılın Türkiye’sinde sözde eşit yurttaş olan Aleviler, binlerce yıl önce bu güzel törenlerin yaşatıldığı topraklarda, kendi inançlarını yaşayamıyorlar.

Ülkenin; aydınlığa, yarınlarda yaşayacak nesillere sorumluluk duyan,  bilinçli, ilkeli, devlet adamı tavrı olan, yapıcı, ayrımcılığa karşı çıkan, gerçek aydın ve demokrat yöneticilere ihtiyacı var. Ülke sorunları ancak bağımsız ve ilerici yöneticiler eliyle çözülebilecektir. Alevi seçmen kitlesi bu gerçeği görmüş, tavrını ona göre göstermektedir. Alevilerin destek verdiği yerel yöneticilerin bu konudaki tavırları da açık ve net olmak zorundadır. Cem evi, laiklik, eşit yurttaşlık sadece Alevi-Bektaşi inancında olanların sorunu değildir. Sorun demokratik bir gelecekten medet uman herkesin sorunudur. Tek rengin güzel olmadığını, dayatmalar ile aydınlık bir yere varılamayacağını, tüm demokratlar bilmek zorundadır. İnsanları yadsıyıp ötekileştirmek, şiddet yanlısı totaliter ve baskıcı rejimlerin yöntemidir. Demokrat; etnik, inançsal ya da kültürel farklılığı zenginlik saymak, bunlarla birlikte yaşama anlayışını geliştirmekle olunur.

 Datça alabildiğine güzel… Onu daha da güzel kılacak olan üzerinde yaşattığı her insanın yaşar iken mutlu edilmesidir. Mutlu toplum sadece gerçek demokrasilerde olur. Dileriz Datça’da birlikte nefes alanlar tüm mutlulukları da birlikte paylaşma erdemine ulaşırlar. Üç konuğu olduğumuz Fuda Otel’in işletmecisi Doğan Bey ve eşi müşteri olmaktan bizleri uzaklaştırıp, evrenselleşen yöre konukseverliği ile onurlandırdılar. Datça sadece ilçe olarak değil, her yönü ile güzel. Karşı kıyıdan Symi adası ile Datça kıyıları arasındaki dalgalar dünyanın en güzel koylarında yaşıyorlar.

Can Baba’nın mezar taşı kırık: Datça insanı Can Yücel’i ilçe mezarlığının deniz gören sırtlarına, anısını gönüllerine gömmüş. Knidos,  Mesudiye, Palamutbükü, Kargı Koyu, Gebekum, Reşadiye, Kızlan velhasıl nereye giderseniz gidin sizleri mutlu etmek için yaratılmış gibi. Doğa sizleri mutlu eder etmesine de, eğer yozlaştırılmış bir eğitim süreci yarım asrı bulmuş ise o ülkede aydın ve demokrat insanlar mutlu edilmez, mutsuz edilirler. Ve ediliyorlar da. Bu mutsuzluğu yaşayanlardan birisi Can Yücel’in mezardır. Devlet parası ile bir kitle yoz eğitimden kısmet aldığı zaman hoşgörü rafa kalkıyor. Can Yücel bedenen aramızdan ayrıldıktan sonra dostları onu her yıl anarken mezarına sembolik olarak rakı döküyorlardı. Bu teamül birden bire mümin ruhları rahatsız etmiş olacak ki, Can Yücel’in mezarı kırılıp, tahrip edilmiştir. Bu tahribat hem bir demokrat kişiliğe hem de heykel daha doğrusu sanat düşmanlığına dayanmaktadır. Datça’nın yozlaşmadan nasip almamış temiz insanlarını bu olay çok üzmüştür. Aslında o  ‘’ Sevdiklerin kadar iyisin, nefret ettiklerin kadar kötü ‘’  der iken, mezar taşı kıran, kindar yobaz kafaları anlatmak istemişti. Her ne ise aşka, aşığa sahip çıkanlar bilerek veya bilmeyerek aslında yozlaşmaya karşı çocuklarının gelecekleri karartılmasın istiyorlar. Aşık Veysel’in şahsında Pir Sultan Abdal’dan Nazım’a, Ömer Hayyam’dan, Mahzuni’ye, Can Yücel’e kadar insana ve kültüre değer veren, halkı için yazan her aşığı, sanatçıyı anıyorlar.

  Bu yılki Aşık Veysel Anma etkinliğinin sunumunu Datça Eğitim Sen. Yönetiminden Aynur Mete Özer yaptı. Pir Sultan Abdal Derneği Datça Şube Başkanı Mustafa Uygun, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Murat Yıldırım, Pir Sultan Abdal Derneği Genel merkez Yönetiminden Yusuf Coşkun, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkez Yönetiminden Vedat Kara, Datça Belediye Başkanı adına Başkan Yardımcısı Sami Bircan  kısa birer konuşma ile Aşık Veysel’i andı, kutladılar. Benim konuşmamın arkasından Ali Ekber  Taşdelen Dede,  Ali Ekber Bayar ile Taşdelen’in akıllı, başarılı ve ustalaşmış öğrencileri  Aşık Veysel’in demlenmiş türkülerini kitleye sunarken göz doldurup, sık sık alkışlandılar..

Datça’dan çıkıp Knidos’taki antik kenti, çevre köyleri, eşsiz koyları ve yörenin diğer güzelliklerini gezerken, güzelliğin ancak demokrat bir yönetim ile yaşanabileceği, zora dayalı rejimlerin tüm insanlığı mutsuz ettiğini, kendi kendime sayıkladım durdum.

 Datça çevresinde bulunan eserlerden bazıları Alevi-Bektaşi inançlı atandaşların yoğun ilgisini çekmektedir. Bunlardan birisi Hızırşah köyünde bulunan günümüzde Hızırşah Camii, diğeri ise yine günümüzde Reşadiye Camii diye adlandırılan Seyyid Tuhfe Zade Mescididir. Seyyid sözcüğü; Hz. Muhammed’in kızı Fatma ile Ali’nin oğulları Kerbela şehidi İmam Hüseyin’in evlatlarına verilen bir sıfattır. Tuhfe Zade’nin Seyyid unvanı ile anılması Alevi yurttaşların kafasında bu yerleşim yerinde de geçmişte Alevilerin yaşadığı duygusunu uyandırmaktadır.

 Yarınlar ancak, mutluluğu paylaşmak isteyen gerçek demokrat ruhların birlikteliği ile güzel olabilecek. Datça’da, Knidos’ta yaşatılan ruh bedenine uzaklaştırılmaktadır. Hızırşah ve   günümüzde Reşadiye Camii diye adlandırılan Seyyid Tuhfe-Zade Mescitleri gibi daha nice yerel değer gerçek sahiplerinin elinden uzakta kaldıkça, bu ülke  gerçek demokrasiye uzak kalacaktır. Gelecek Datça güzelliğinde olsun, dileklerimle…


3.Aşık Veysel Etkinliği Video ve Yeni Resimler

2 Nisan 2013 Salı Günü Yol Tv. Mihman Programı'nda Vedat Kara Datça'da yapılan Aşık Veysel anma etkinliği ile ilgili söyleyişi ile Foto Galerilerden oluşan slayt ve yeni resimler
( Videoları İzlemek İçin Lütfen Resimlere Tıklayınız! )
Vedat Kara Yol TV.
3.Aşık Veysel Etkinliği
Yeni Resimler & Slayt





    * Foto Galeri ve Slayt İçin Tıklayınız! >>

FOTO GALERİ
















Bu yazı toplam 2796 defa okundu.
Bu Yazıya Henüz Yorum Eklenmemiş.
Veli GÜLSOY
1.Hızırşah
İsmail SAÇLI
SİVAS GÜNLERİ!
H.Habip Taşkın
DAMDA NE DAMI?
ARŞİVDE ARA
SİTE ANKET
Yenilenen Web Sitemizi Nasıl Buldunuz ?
Çok Güzel Olmuş
Güzel
İdare Eder
Kötü